Hayat paylaşınca güzel

Hayatımız boyunca ailemizle, dostlarımızla, arkadaşlarımızla, yakınlarımızla, tüm insanlarla, isteyerek ya da zorunluluktan birçok şeyi paylaşırız ve paylaştıkça mutlu oluruz.Zor zamanlarımızda acımızı,mutlu olduğumuz zamanlarda sevincimizi paylaşırız.Hayatımızı paylaştığımız insanlar vardır bunlar için her türlü fedekarlığı yaparız ve yine paylaşırız.Sevinçler paylaştıkça artar, üzüntüler paylaştıkça azalırmış.Paylaşılan sadece üzüntü ve sevinçlerimiz değildir yemeği paylaşırız içeceğimizi paylaşırız.Belki yemek, içmek değil burada anlatılmak istenilen, bir şeyleri paylaşmak için insanları bir araya getiren ortak değerler ve gönül bağı…Bana göre bu değerler paha biçilemeycecek kadar değerlidir.Şu kısacık ömrümüzde neyin kavgasını yapıyoruz canlara kastedip yuvalar yıkıyoruz nedir bizi bu kadar nefret ettiren zaman mı mekan mı insanlar mı hayır kendimizin ta kendisi.
Konu ne olursa olsun hepimiz paylaşacağı bir sırrı yada olayı vardır.Bu belkide ailemizin bilmesini istemediğimiz bir konu yada üzülmemesi için sakldığımız bir dostumuzla paylaştığımız bir sır ne kaybederiz ki anlatmakla bir nebze de olsa rahatlamış oluruz yada yükümüzü hafifletmiş oluruz.Çocuklarımız küçükken onlara arkadaşlarıyla kardeşiyle bir esyayı yiyeceği paylaşması gerektiğini aşılamaya çalışıyoruz pekibiz neden paylaşmak yerine üzüyor ve kırıyoruz birbirimizi anlamsız geliyor anlatmaya kelimeler bu duyguyu Yazık ki gün geçtikçe ne paylaşmayı biliyoruz nede paylaşılmayı..hayat paylaşınca güzelBir zamanlar Turuncu ve Narenci adlı iki horoz varmış. Bunlar amca çocuklarıymış ama birbirlerini hiç sevmezlermiş. Onlar incir ağacı yüzünden sürekli tartışırlarmış. Bu incir ağacının çok tatlı ve sulu meyveleri varmış. İkisi de incirden sadece kendisi yemek istiyor diğerinin yemesine izin vermiyormuş. Üstelik diğer tavuk ve horozları da ağaca yaklaştırmıyorlarmış. Narenci ve Turuncu sabahtan akşama kadar incir ağacının dibinde oturmaya başlamışlar. Bu yüzden güzelim incirlerde ağaçta kalakalmış. Bir gün Narenci Turuncu’ya şöyle demiş: Bugün bu ağacın durumu belli olsun. Bu ağaç benim sakın yaklaşma tamam mı? Turuncu nerden senin oluyormuş asıl o benim ağacım sen uzak dur demiş. Böylece iki amca çocuğu tartışmaya başlamışlar. Onların sesini duyan diğer horoz, tavuk ve civcivlerde etraflarına toplanmışlar. Kavga ederken incir ağacından da bir hayli uzaklaşmışlar ve incir ağacını kollamayı da unutmuşlar. Sonunda Narenci ve Turuncu senin ağacın değil benim ağacım demekten yorgun düşmüşler ve çimenlerin üzerine uzanmışlar. Birden incir ağacı akıllarına gelmiş ve ağacın yanına koşa koşa gitmişler. incir ağacına ne olmuş böyle? Diye bağırmışlar. İncir ağacına nemi olmuş? Onlar senin ağacındı, benim ağacımdı diye tartıştıkları sırada diğer horozlar, tavuklar gelip bütün incirleri yemişler. Narenci ve Turuncu ağacın yanına oturup ah vah etmişler ve düşünmüşler. Narenci keşke incirlerden birlikte yiyip paylaşsaydık yazık o güzelim tatlı ve sulu incirlere demiş. Turuncu da keşke ama artık çok geç incirlerin hepsini yemişler demiş. Ama olsun en azından gel bundan sonra dost olalım, her şeyimizi paylaşalım, arkadaşlarımıza verelim demiş. Narenci evet çok haklısın demiş ve özür dileyerek birbirlerine sarılıp kucaklaşmışlar.Bu hikaye kıssadan hisseye sadece mecazi bir örnek
Kısacık hayatımzda paylaşmayı bilelim her ne olursa olsun hiç kimseyi menfaat uğruna harcamayalım sadece paylaşalım…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Fiber Sohbet